Al-Hamra Sarayı

El Hamra Sarayındayız…

20140304-231317.jpg

Elhamra Sarayı’nın temeli 1232 yılında atılmış. 250 yıl süren bir dönem içerisinde yeni ilavelerle son durumuna ulaşmış. Adını üzerine güneşin son ışınları düşerken aldığı “NAR” renginden almış. Elhamra gül renginde tuğlalar ve “Topia” denilen toprak, çakıl ve kireçten yapılmış bir cins suni taşlardan yapılmış. Yapının çatı, kubbe ve kemerleri ahşap.

Şehrin güneybatı tarafında uzanan büyük düzlük Granada Ovası’dır (Vega Granada). O vadinin sonunda görülen dağlar Gırnata Sultanlığı’nın topraklarının bittiği yer olduğu için, Gırnata’ya saldıran haçlı orduları hep o taraftan gelmişlerdir. Vega ovası, Genil ırmağı ve Vega nehri tarafından bolca sulandığı için, verimli tarımsal topraklara sahip büyük bir düzlüktür. Yüksek Dağlarla (Sierra Nevada) çevrili olması sebebiyle rüzgardan korunan, ılıman bir iklime sahip olan ve mümbit toprakları bulunan bölge, bu sebeple eski çağlardan beri çeşitli toplulukların yerleşim yeri olmuştur.

Granada şehri en parlak çağını, Müslümanların (Beni Ahmer) yönetiminde olduğu 13-15. asırlar arasında yaşamıştır. Tarık bin Ziyad’ın 711’deki çıkarmasından kısa bir süre sonra İslam ordusu buralara ulaşmış, ama Gırnata şehri uzun süre Kurtuba’daki halifeye bağlı, özelliksiz kentlerden biri olmuştur. Bölgede tarımın gelişmesi ve nüfusun artması üzerine, ancak 10. yy.da Alhambra tepesine bir kale inşa etme ihtiyacı duyulmuştur. Endülüs tarihinde 3 kere cereyan eden küçük sultanlıklar döneminde Gırnata’da da kısa süreli bağımsızlıklar yaşanmıştır. Muvahhitlerin 1212’de Kastilya kralı 3. Ferdinand’a yenilmesinden sonra ülkede merkezi otoritenin kaybolması üzerine 1232’de 1. Muhammed (Muhammed bin Ahmer) Granada’da Nasiri Sultanlığı’nı kurmuştur. Kurtuba ve İşbiliyye gibi şehirlerin düşmesinden sonra oradan göç eden Müslüman halkın da katılımıyla giderek güçlenen bu sultanlık, İberya yarımadasında kalan son İslam devleti olarak tam 260 yıl hüküm sürer. Bugün Granada’ya gelen ziyaretçilerin hayranlıkla seyrettiği Elhamra Sarayı da bu dönemde yapılmıştır.

Tepeden şehir merkezine bakıldığında ilk göze çarpan, sivri kuleli, tarihi katedraldir. Buradaki Gırnata Ulu Camii (Cami el’Kebir), şehrin ele geçirilmesinden sonra Kraliçe İsabella’nın emriyle yıkılmış; bu geniş arazi üstüne önce Kraliyet Kilisesi (Capilla Real), daha sonra da büyük şehir katedrali (Capilla Mayor) inşa edilmiştir.

20140304-234602.jpg

Katedralin yanındaki küçük binalar, Endülüs Müslümanları zamanından kalma çarşının dükkanlarıdır ki “” diye anılır. Özel giriş kapısı olan bu çarşı, dar sokakları ve küçük dükkanları ile bildiğimiz klasik şark usulü bir eski çarşıdır. Ancak ismi Romalılar zamanından kalmadır. Roma imparatoru (Arapça adıyla Kayzer) Justinian Arap tüccarlara ülkedeki pazarlarda ipek satma izni verdiği için, bu tür pazarlara el-kayzeriyye (Kayzer’in mekanı) denilmiştir ki bu isim İspanyolca’da Alcaicerie’ya çevrilmiştir. 19. yy’daki büyük yangında pazarın bir bölümü yandığı için, tamirat sırasında dış görünümde bazı değişiklikler olmuştur. Endülüs İslam medeniyeti mensupları yaşadıkları şehirleri imar etmişler. İlimde, sanatta, tıpta, tasavvufta, astronomide, felsefe ve sosyolojide çok ileri gitmişler. Endülüs medereseleri İbni Rüşt, İbni Arabi ve İbni Haldun gibi zirveler yetiştirmiş. İbni Hazm, Ebu Hayan el Endülüsi, Kurtubi, İbni Meserre, İbni Bace, İbni Tufeyl, İbni Atiye, İbni Meymun, İbni Batuta, Şatıbi, İzzihravi, Mursiyeli Errakuti, İbni Seb’in ve tabibi Muhammed Gafiki gibi ilim adamları nasıl bir kültür ve eğitim ortamında yetiştiler?

IMG_1385

Yahya Kemal, Gırnata’yı, bir kere görüldükten sonra sürekli hatırlanacak şehir olarak nitelendiriyor. Kent denizden yetmiş kilometre içeride. Etrafı karlı dağlarla çevrilmiş büyük bir ova. Denizden yüksekliği 682 metre. Müslümanlar İspanya’dan çekilmeden önce sanat güçlerinin son örneğini su kenti Elhamra’da göstermişler. Gırnata, Endülüs kentlerinin alnı karlı dağlara(Sierra nevada dağları) kadar yükselen beyaz duvaklı gelini.

20140304-234932.jpg

Saraya görkemli bir taç kapıdan giriliyor. Karşınıza bir sanat harikası olan çeşme çıkıyor. Her yönden gelen su sesleri bir dinginlik veriyor. Ufkunuzu ağaçlar ve yeşilin değişik tonları kaplıyor.

Bir kent saray olan Elhamra dört ana kısımdan oluşuyor: Kale ve ribatlar, yazlık saray ve ek yapılar, çarşı ve Cennet-ül Arif’in. Her kısım bahçelere kaplı. Bahçelerin ortasına havuzlar ve havuzların kenarlarına yerleştirilmiş fıskiyeler. Sierra Nevada dağlarından gelen sular muhteşem bir geometri içinde, zaman zaman kesişen, zaman zaman birbirine paralel akan arklar, gül, havuz ve fıskiye üçlüsünün oluşturduğu muhteşem armoni. Fıskiyelerle havuzlara dökülen suların sesinden bestelenen musiki her yeri kaplıyor. Su sesinin oluşturduğu derin musikinin farkına varmamanız mümkün değil.

IMG_1159

Elhamra’nın bütün duvarları hat sanatının en zarif örneklerini taşıyor. Yabancıları kabul salonunda ” La galibe illallah” yani tek galib Allah’tır yazısı insanı dehşete düşürüyor. Müslümanların kendilerinin kalıcı olmadığını vurgularcasına, sarayın duvarlarını Allah’ın doksan okuz ismi ve “La Galibe illallah” lafzı ile süslemişler. Müslümanların ne kadar derin, ne kadar duygulu bir hayata sahip oldukları Elhamra’nın her köşesinde açıkça gözleniyor.

20140304-235357.jpg

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s